a book "château sergo"

something is going on out there... but we hardly leave "ourselves".

Thursday, May 26, 2005

sabah sabah hah hah

Dün B.'le bilgisayar oyunu oynadık. Oyun çok obscure idi. Hiç oynamazdım önceden, pc oyunları bana "ters" gelirdi, ancak dün ne olduysa - saat 21:35 iken birden saat 00:45 oldu...ve sardı...şimdi iş yerimde görevlerimle boğuşurken acaba o kapıyı nasıl açabilirdik diye aklımdan geçiyor. 3'te yattım. Rüyamda "unconscious"larımla sevişirken o oyun devam etti. Yavaş ol...burada dikkat et...bunu bir daha düşün...Freud amcanın öğretilerini de anımsa...tamam şimdi ulaş!...
Gene geç kalktım ve dişlerimi fırçalamadan asansöre bindim. "The Dreamers"ten sahneler aklımdan geçti nedense... Aşağıya doğru inen asansör...
Nereye?
Tabii ki, "sabah sabah hah hah"lara doğru...
Önce koşmaya başladım, işe geç kalıyordum... Sonra oyun aklıma geldi. Yavaş ol...burada dikkat et...Düşün...
Hımmm, tabii ki: E.'le tesadüfen karşılaşmammak için yolumu değiştirdim...sonra koşmaya devam ettim ancak, (bu sefer) yukarıya doğru çıkarken garip bir sahneyle karşı karşıya geldim:
Arap bir kadın pencereden çıkıp, çocukluğunu hatırlamak amacıyla mı artık bilmirem, yağmur değil de seller akıtmaya başladı. Ehehe, ne alakaysa, kavanozdan aşağıya su döktü benim yaklaştığım caddedeki noktaya doğru...ve işte tam o noktada da bir adam geçiyordu ve adamın aklından da bir şeyler geçmeye başladı galiba, sırılsıklam olduktan sonra zavallıcağız... Adam Adana'lıydı, tır şoförüydü ve o görevleriyle boğuşurken kızı hiç evden çıkmazmış, hep pencereden bakıp adana kebap yermiş, Adana'da da o mevsimde yağmur yağmazmış, hep kor güneş yanarmış ve kız kömür gibi o güneşte pişermiş...(annesi gibi)
Ve tabii ki, Adana'daki küçük kızın ve annesinin bütün istediklerini genelde babası yaşarmış... Bu sefer de olduğu gibi...
Devamında "kopmuştum":
"Ay Allahım Yarabim, bu da neeeee!!!!", - diye bağırdı adam.
"Çok özür dilerim, pardon", - dedi şaşırmış kadın titrek sesiyle...(neye şaşırdıysa artık - kendi müstehcen şımarıklığına mı, yoksa bütün olanların Türkiye'nin güney-doğusunda olan şehriyle bağlantısına mı ...)
“Ama hanfendi, şu halime bakın, - kendisini nesne yerine koyan adam, - sadece özür dilemeyle olmaz ki böyle bir şey…” – dediiiii….
Ve ben az kalsa iş hakkında unutup Adana’ya uçak bileti alıyordum…
Ya bu adam çok zekiydi, ya da ben mi fazla Freud okudum, ama bu olaydan bir ders çıkardım galiba:

Eğer bir gün hiç beklenmedik bir yerde ve zamanda, hiç beklenmedik bir şekilde kafanıza seller akarsa, ve selleri akıtanın karşı cinsten birinin olduğunu görürseniz, hemen ama hemen şunu deyin: “Ama efendim sadece özür dilemeyle olmaz ki!...” Acaba ne cevap verir?...

0 Comments:

Post a Comment

<< Home