a book "château sergo"

something is going on out there... but we hardly leave "ourselves".

Thursday, February 17, 2005

Önce çıktım tabii.
(Belki de girdim…bir kapıdan fln…)
Yılan gibi bir cadde – nedense çok seviyorum orayı: boğsa da, sıkıştırsa da…gene de her sefer bir saklambaç türü bir ayin benim için… orada… ve tek başıma. Bir sürü insan içinde kaybolmak, saklanmak.
((((((3 küsur sene önce orada bir doğum gerçekleşmişti hatırlıyorum: bir şeylerin peşindeydim (hep, her zaman olduğu gibi…mi acaba?)…, babazulalar, salak insanlar, gitar eşliğinde şarkılar, metrolar…sonra Üsküdar, kareli bordo pijamalar, Nietzsche, salak fotoğraflar, Eric Hobsbawm ve İngiltere’de kapitalizmin başlangıcı…sonra…hm…:) baş-lan-gıç…belki kırlangıç da vardı… ama… ben onu görmedim – çokokrem’in kullanma kılavuzunu tersten okuyup eğleniyordum, ellerimin üstünde yürüyordum…salak insanlardan kurtulmuştum!
Sonrası: uzun uzun bir amnezi. 1………….., 2………….,3…
Her neyse ki, şu an babazulalar, salak insanlar ve saire’ler yok artık…olmadı da. Ben vardım ama hep, varım da, biraz daha da olacağım (belki de “çok”, ama umarım “az” yeter bana bundan sonra)…))))))
Hep ortadan yürürüm ben, tramvay oluyorum hep, hep ortadan – raylara basa basa….çok ilginç ama hakikaten. “Ortada” mıyım sayın…?;)
Sonra salataya bir tane “extra” bira katarak, ve…Ortaköy: karşımda Ayvazovski’nin binlerce kez çizdiği camii, köprü, kayık, arkamda ise son zamanlarda “çay” sıfatını yitirip ve “bira” sıfatını gururla kazanan geleneksel Türk aile salonları, köşelerde esrar çeken “geleneksel” Türk delikanlıları, o delikanlılardan sürekli rahatsız olarak kaçan ama inatla paranoyayı yaşamaya razı ve batılaşmaktan yıpranmış olan “geleneksel” Türk kızları…
Eheheh bir de ben….tam ortada işte! Bu sefer oldu galiba sayın…? :P Rus Kebabı! Bir elimde bira, diğerinde de kitap (bir daha göz atayım dedim yollamadan önce;))
………………….
Sonra ev, limonlu çay, müzük ve Y.
………………….
Fakat, en baştaki “çıktığıma” önem vermeyen bir de “giren” bir Benim var, unuttuk mu yoksa? :)
Aslında ona bir izin versem, ‘o’ yazsa…nereye ve nasıl girdiğini anlatsa, ama….
Yapamıyor(um), hem de çok korkuyor(um)….Demek hayatta kaybedecek bir şeyler de olmalı! Yazamamak için değil… Yazamamaya sebep olan belki de, halbuki aynı zamanda bir “power supply” olarak insanı ayakta tutan.
Ne ki o acaba?
Rusya’da anlam taşıyan sanırım sadece 3 bayan isim var: Vera (İman), Lyubov (Aşk/Sevgi) ve Nadejda (Umut)…
Şarkı da var: “3 kız kardeş” diye…
Vera bir dağa tırmanıp düşmüş sanırım…
Lyubov yukarıya doğru uçup güneşte yanmış…
Nadejda ise….
“Hiçbir zaman sizi terk etmesin” diyor şarkıcı…
Ata söz bile var Rusya’da: “Nadejda umirayet posledney” – “Umut en son ölür” diye…
İşte bizim yazamayan da bööööyle garip biri işte…..
………
Bir de Y. Diyor ki: kızın ismi Neden, erkeğininkiyse Nasıl’mış (her zaman) :P
Ehehehe, Y. İşte! =)

P.S: “Kısa yazabilen bin yaşasın” dermiş geleneksel X. Atasözü :P Doğru olabilir…:)

0 Comments:

Post a Comment

<< Home