a book "château sergo"

something is going on out there... but we hardly leave "ourselves".

Tuesday, July 18, 2006

Hiçlik üzerine veya "definE minnetarlığı"...



"A girl called ..... suspended against nothingness. Nothingness seemed to me something terrible, solemn and incomprehensible, and the saddest aspect of the whole matter was my meeting this nothingness with the manners and outward appearance I bore in the evening when I used to meet ..... I found no consolation in the idea that other people also acted and moved in just as futile and inadequate a way as I did when faced with this nothingness, whithin this nothingness, surrounded by this nothingness...
...I imagined everyone, at least once a day, must feel his own life reduced to a single point of absurd, ineffable anguish - except that their knowledge apparently produced no visible effect upon then, either. They left their houses as I did, and went around playing sincerely their insincere parts. This thought strengthened me in my belief that all men, without exception, deserve to be pitied, if only because they are alive......"

Romalı kızın hatırasından

Sunday, June 04, 2006

Olmayan Yaratılıyor!

Bugün dün oldu ve ben hala yarındayım!
Sonunda...
E. seni seviyorum!
Define adasında görüşmek üzere...

Monday, March 27, 2006

Fuck & Run


Du yu lav mi yes ay du...



"We shall not cease from exploration... and the end of all our exploring will be to arrive where we started... and know the place for the first time." - T.S. Eliot, "Little Gidding" "After the game is before the game." - S. Herberger. Man...probably the most mysterious specie-son on our planet. A mystery of unanswered questions. Who are we? Where do we come from? Where are we going? How do we know what we think we know? Why do we believe anything at all? Countless questions in search of an answer... an answer that will give rise to a new question... and the next answer will give rise to the next question and so on. But, in fhe end, isn't it always the same question? And always the same answer? The ball is round. The game lasts minutes. That's a fact. Everything else is pure theory. Here we go!

Thursday, February 09, 2006

Gitanes

Kartopu olasım var -

Uçarken mesafeyi ölçmek!

Bir hayal var - kardanadam -

Birini pişmaniyeye çevirmek...

Türkçede çok deyim var, azını kullanıyoruz. Pişmaniyeye çevirmek hayran olmak'mış.
Ben de hayranlarımın alkışlarını beklerken, en değersiz kişiye gözümü çeviriyorum.
Var böyle takıntılar.

A. ile D. karşımdalar - pc, gitarlar, tablolar, şövalye, nescafe 3ü1de, jojo, koca yastıklar, efes şişeleri, ve gece gece gece...
Çok iyiler ve yakında pişmaniyeye çevirileceklerine inanıyorum, yeter ki...

Yeter ki gözümüzü çevirmeyelim, sağa sola, turist gibi... biz burada seneler geçirdik ne de olsa!

Tabii ki kaçış yolu olanlardan değilsek :)))


derya-kolaj


:)


derya-portre

Thursday, December 15, 2005

Olmayanıyaratmak-II

Neye bağlamaya çalışıyor soğukçalar?
Lambayı neden sallıyor?
Zıplar,
Dalar
Sonra bir yere,
Uyanınca çalar yine...
Kime ne...
Bana var bir şey galiba,
Onu anlamaya çalışıyorum,
Kahve içiyorum,
İçine giriyorum
Şeffaflığın
Sıcaklığın
Bana cesaret veriyor
Poppohluyor
Gözlerime bakarcasına
Meğerse saydamlığıma.
Gene de ipin üstünde yürümek...
Çalmaz mı darbuka-yürek?
Üzüm yaprağı olmak kim istemez ki
Pirinç tanesi olmak yerine
Kalabalıkta
Hep ayakta
Kalmak
Anlamaya çalışmak
Sarılanı
Üzüm yaprağını...

Tuesday, December 13, 2005

kediler üzerine

Kediler tüy dökerler senenin belli döneminde, kediler azarlar, bağırıp çağırılar senenin sıcak olmaya başlayan günlerinde.
Ve her sene ve her sene...
"Hayat inişli çıkışlı hep" derler, ama o kadar da olmaz ki!
Bir "bağ" kurmakta zorlanan insan neye yarar ki? Kendisiyle ne kadar yüzleşebilir ki?
Bütün aynaları kırmam bir hata mıydı acaba? Yoksa bütün sorun kocaman egomda mıdır?
Libidomda mıdır?
İstanbul'da son tango karın yağmasıyla başladı... ve artık soru sormaktan bıktım, soru sormayacağım da, ilerleyeceğim hep, egomla, libidomla!
Yönetmeye çalıştığım rüyalar hala gerçekleşmediği için çok mutluyum, ancak gerçek anlamda ev sahibi olmak, kitaplığı büyütmek, dolapların kollarını monte etmek gibi bir avantajım olmadığından artık o rüyalarımdan kurtulmak, bütün yazdıklarımı yakmak, düşündüklerimi unutmak, çizdiklerimin üstüne zift dökmek... kadınlarımdam ve annemden özür dilemek istiyorum!
Her sene aynı "tüy"ü dökmekten bıktım!
Hayır, hayır, hiç de kötü hissetmiyorum kendimi. Bunalım ve depresyonda da değilim! Çünkü bu tarz ruh halleri bana çok uzak... Sadece yoruldum.
Şu an yanlış yerde ve yanlış zamanda olduğumu gayet iyi anlıyorum (herkes de böyle düşünüyor zaten bu aralar.)
Anlamadığım şunlar: korku, çekinme, zorlama, susma, yüksek ses, nefret, inisiyatifsizlik, namus, güvensizlik, salaklık, gözlere bakamama, ne istediğini anlamama, sado-mazoşistik ilişkileri sürdürme ve tüy dökenlere yan gözle bakmasıdır.
Mart ayında görüşmek üzere kadim düşlerim!!!

yoksa herşeyi bırakıp gitsem mi?!!!

Friday, December 09, 2005

Olmayanıyaratmak

"Çok su aktı", derler
Zaman geçtikçe
Zaman aktıkça.
Bu ana da zam geldi, anam...
Sustukça
Anlamadıkça
Yer değiştikçe...
Sigaram, biram, param param
Parça dinlenince - şarkı yoruluyor
Sözler dökülünce - anlam kalmıyor.
Deneme yapılıyor,
Güzel olsun diye
Sesi çıksın diye, anlaşılsın...
Diye diye...
Adam olduk mu, kadını sevdik mi?
Çiçekçi'de sarı dolmuştan indik mi?
Renkler olsun diye, zamlanmadan
Önce öptük mü?
Sözlüğe de bakmadan
Umumi lügate başvurmadan...
Neredesin, çirkinleşen sigaram?
Başvurayım sana,
Sarılayım dumanına...
Fransız öpücüğü vereyim sana,
Hadi, dilime dokunsana!
Kime ne!
Bir tek yorganın altından
Kendimi fırlattığım andan,
Geç kalmadan
Nasıl oldu - anlaşılmadan,
Vapurumdan, karabatağın kanadından,
İnadından
Akar zaman...

Thursday, July 21, 2005


3 farklı "evren" yaşamaktayım bugünlerde; üçünün içinde de eşit bir şekilde kaybolabilmem, gerçekten 'kaybetmek' istemediğimi anlamam, inanmam ve onlardan ikisinin - henüz yeni yeni gelişen olsa da - biçimlerini cesurca yaşamam bana mutluluk veriyor...
Bun(lar)dan vazgeçmemeliyim, yeniliklere isyankar olmamama rağmen! Korkmamalıyım, tembellik yapmamalıyım! (((Bu benim günlüğüm(!) ki illa)))
Bir bakın sadece:
Birinde yeteneğimi, diğerinde istediğim hayatımı, öbür diğerinde ise kadınımı buldum!
Daha ne mı olsun?
Olsun canım, başka şeyler de olsun, ama...
Bugünlük yeter.

Sizi (ve diğer açıdan da kendimi) biraz bekletmem gerekecek.

Tuesday, July 05, 2005


tırtıllar asla bot giymezler


S.O.S.

Thursday, June 30, 2005

Миры летят. Года летят. Пустая
Вселенная глядит в нас мраком глаз.
А ты, душа, усталая, глухая,
О счастии твердишь, — который раз?

Что счастие? Вечерние прохлады
В темнеющем саду, в лесной глуши?
Иль мрачные, порочные услады
Вина, страстей, погибели души?

Что счастие? Короткий миг и тесный,
Забвенье, сон и отдых от забот...
Очнешься — вновь безумный, неизвестный
И за сердце хватающий полет...

Вздохнул, глядишь — опасность миновала...
Но в этот самый миг — опять толчок!
Запущенный куда-то, как попало,
Летит, жужжит, торопится волчок!

И уцепясь за край скользящий, острый,
И слушая всегда жужжащий звон, —
Не сходим ли с ума мы в смене пестрой
Придуманных причин, пространств, времен...

Когда ж конец? Назойливому звуку
Не станет сил без отдыха внимать...
Как страшно всё! Как дико! — Дай мне руку,
Товарищ, друг! Забудемся опять.

Александр Блок


.

Я родился!!!
Ben doğdum!!!
I was born!!!

Saturday, June 25, 2005


they are whom she is reading about down there


.

Thursday, June 23, 2005

Dipsiz kuyudan çıkmış
Her ne olsa da,
Geçmişi sünger emmiş
Şuh ruhların
Borsada.
İnanamamış hisselerin pahasına,
Unutamamış tere yağını
Kır pidesine
Uzanmasına
Süngere ağlamasına.
Dönek cinlerin elleri yapış yapış
Bir'in içinde çarpılar kapış kapış
Atlı karıncanın dengesi
Anlatılmaz
An katılmaz
Zaman sivri
Yaşımız kirli.
Sindirsek de, istesek de
Olmuyor, canım - büyüsü kekte.
Bana kek yaptı.
Ki, nereden çıktı?!
Yüzüne dönüp bakılmaz mı,
O şekilde anlatılamaz mı?
Öbür türlü: ben-siz, biz-siz.
Bırak kalsın.
Sensiz!!!
Kimse-siz
Dipsiz
Nokta sızdı şimdi
Üç'e dönüştü...
Devamı esrarengiz...
...

Tuesday, June 21, 2005

Private

"Özel" nedir?
TDK'ya başvuralım:
1. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan;
2. Bir kişiyi ilgilendiren veya kişiye ait olan, hususi, zatî;
3. Devlete değil, kişiye ait olan, hususi, resmî karşıtı;
4. Her zaman görülenden, olağandan farklı.

Bana özel o kadar az şey kaldı ki. Çok fazla paylaşmaktan Hyde Park'taki tribün oldum resmen. (South Park olmasın da)
Neye yaramış?
Bir açıdan "siyasi" oldum, diğer açıdan ise "teşhirci" çıktım...
Bir evim bile yok...
Gerek var mı ki?
Kofi Annan'ın yerini almak isterdim, ama...

Şimdi bir döneklik yapalım:
Yalnız bana ait olan, ve yalnız beni ilgilendiren, hususi, zati, her zaman görülenden, olağandan farklı bir şeyim VAR(!), evet...
Ne olduğunu da söylemem, göstermemde(!)...
Ancak "hiç kimseye mi?" sorusunun yansıması da olmak güç olmaz mı şimdi...
Olur tabii ki, çünkü hayatımın hangi dönemimde hususime başkasının bakışına izin verebilirim ki?
Sevgi mi nedir?
Aşk diye bir şey yokmuş...
Kötü oldu şimdi bu...
Eşcinsellik sizce terbiye mi mizaç mı?
Yoksa biseksüellik bir ihtiyaç mı?

Nereye "getirdiğimi" tahmin edenler için "."
Henüz anlamayanlar için "..."
Çok meraklı olanlar için: "sonra"
"Hiç de bile" diyenler için "$"

Demek istedim ki:

Paraşüt açmana gerek yok
Düşüyorsan,
Korunmak neye yarar
Seviyorsan.
Saldırı mı olsun herzaman? -
Anlamam!
Benim bir şeyim var -
Anlatamam!
Yansıtmayan ayna keşfet,
Zırhını giy, beni affet!
Sana gösterdiğim için
Seni düşünmediğim için.
Kendimi düşünmemek
Bana düşer.
Paraşüt açılırsa - biçer:
Yaylım ateşiyle değil -
Pahasıyla, değeriyle,
Uçuş zevkini yaşatan öznesiyle,
Nesnesiyle.
Özneyle nesne sevişmezken
Umumi tuvaletin duvarına bak sen!
Yazılmamış kurallar üzerinde kurulmuş
Kavrulmuş
Ve
Düşmüş.
(Paraşüt neden ürkmüş?)

Thursday, June 16, 2005

kusamadım

Dün sandığım su bardağı lens bardağı olarak çıkıverdi - algılarım bir anda canlandırdığında.
Yani başkasının lenslerini içtim yanlışlıkla su içeceğime :PPPP
İçimde başkasının gözleri var şuan - resmen "John Malkoviç Olmak" gibi birşey ;)
Ve de çok rahatsız ediciydi - lenslerin simgelediği şeyi içmiş olmak, kusacaktım bir an ama yapamadım...
Şimdiyse hala biri beni içimden gözetliyor...:(
Ben de "takıntılı" bir neurotic'mişim, yaw....:(

Wednesday, June 08, 2005

TELEFONUMU (BİLEREK Mİ ACABA?) ÇALDIRDIM
BANA ULAŞAMAZSINIZ

Tuesday, June 07, 2005

07/06/2005 - inspired by Sunone. All rights reserved.

Sular sakinleşti.
Buzlar ve bunaltı.
Yedi, sekiz, dokuz - Champs Elysées
Saçları topuz - susmaz mı ahize...
Güzeliz.
Gençliğimiz - Biziz,
Gittiğimiz geldiğimiz,
Ben hep buradayım - gitmeli miyiz?
Gelgit - gel gitme, ne olur?
Paramparça et kozayı, kurtul!
Chatéau Margo - seni seviyorum,
İsmim Chatéau Sergo - pardon!
Habire bire bir olsun iste!
Haberi aldığın zamandan beri besle
Üzerine doğdurmadığın güneşin sesiyle,
Memesiyle - sütle balın tadıyla.
Dudak kırmızısı illa...
İlle o gözleri.
Bilmemeli! Bilmemeli!
Bilse de susmalı -
Söylemeyecek kadarını söylemeli.
Sürdürmeli bugünleri.
Son, iki, üç, dört,
Hasretsizlik aynı teraziye düşmez mi
İlle o gözleri... kapalıyken!
Baden-Baden'de porno yıldızı söndüğünde
Baldırıma badem yağı sürüyordu o, ovuyordu o,
Kışkırtmak bana kalmaz mı sonradan,
Sormadan.
Kardanadam ve bunaltı.
Bir tek yorganın altından
Şortunu fırlattığım andan
Sigaramdan, dumanımdan
Ve kafamdan! Kafamızdan.
Kara büyüğü, sular büyü,
Yeşillerin farklı türü.
Büyüt büyü, büyüt büyü!
Yalnızlıktan da ötürü...

My Limbo

Flectere si nequeo superos, Acheronta movebo!

Friday, June 03, 2005


make your choice asap


.

I don't know
I don't want to know
that's all I knowant

"kendisiyle barışık" olmanın yolları:
her akşam alkol kullanmayacaksın
çoraplarında delik olmayacak
işe geç kalmayacaksın
spor yapacaksın
tuvalete giderken sigara yakmayacaksın
ayakkabılarını her gün temizleyeceksin
çalışırken msn'i kapalı tutacaksın
gereksiz esprileri yapmayacaksın
okumaya başladığın kitapları bitireceksin..........v.s. v.s.

belki de blog yazmayacaksın
ayna gibi bir şey bu
gereksiz
zaman kaybı

zaman kaybetmeyeceksin
yakala onu yakala

ayna onu ayna

"aynalar dahi mi hiç kalmamış?" demiştim
galiba biri beni kandırıyor
yeter ki ben onu...

Thursday, June 02, 2005

either , or

Wednesday, June 01, 2005

uyuyamıyorum
yarın bugün oldu ve ben hala dündeyim
senaryomu aradım saatlerce
buldum da
ama hayatımın doğaçlama senaryosunun şartlanmışı ince bir ipte asılı şuan
farklı bir "şartlanmış"ı olsa bütün bunların ne güzel uyurdum tam şu satırları yazdığım anda
aman da ama...
30 gün sonra 23 yaşıma geleceğim ve "iş"in komik tarafı şu ki: yaşayacağım 30 gün yaşadığım 22 sene ve 11 aydan daha "uzun" geliyor (ne garip bir cümle)
burada beni çözebilirsiniz
ellerim bağlı değil ki ama
kendi kendimi bazen "chained to the gates" görüyorum ama değilim ki
bütün bunlar "sevgi" isteği/arzusu sadece
hayata atıldım resmen, ve ne yazık ki babam beni hiç de bumerang'a benzetmemiş
annemi seviyorum ben
anlıyorum ben
para para para
delirtmez mi insanı...
bir ilan vermek istiyorum bir de,
"hayat arkadaşı arıyorum" diye
neden herkes bu aralar kendisinden kurtulmaya çalışsın ki
çok basit
"god is dead, party in the morgue" - lafı mesela...
kendilerini ne sandılar ki - sonunda anlıyorlar, ama geç oluyor
ben de kendimi tanrı sanırdım önceden - ama "tanrı" yerine "sanrı" çıkmış ve... bana dayak atıp sonsuzluğun içinde kaybolmuş çoçuğum olana kadar (bir kaç ders vermek için) dönmeme sözüyle.
rüya görmeyi çok seviyorum ben ama gene de
rüyalarım BENİM çünkü - rüya da bir çeşit sanrı çünkü
rüyalarımda özgürüm
burada özgür olduğum için
ama bazen fazla kaptırıyorum kendimi
ve alarm çaldıktan sonra uyanmamak için işe gitmiş gibi bir rüya kurup devam ediyorum Tanrı rolümü
böyle insan yemeksiz, susuz, hareketsiz yaşayabilse - Tanrı olmak isterdim ama...ne yazık ki...
Uyan dostum uyan!
Kapital seni bekliyor
Kapital büyümek istiyor
Kapitalin sana ihtiyacı var
Senin de sevgiye ihtiyacın olduğu gibi ;)
(göz kırpıyor bir de farkettiniz mi)
ilanımı yarın gazeteye versem ne olacak ki
"deliye bak" derler editörler gülerler azıcık sadece
bu kadar basit...
"eş"leşmek isteyenler için bir kısa devri...
zzzzzzııııt zzzzıııııt...
kuşların sesi geliyor, ne güzel
beni duymuşlar galiba, özel
senaryomu buldum, harika
devam et şimdilik göğsümdeki darbuka!!!

Monday, May 30, 2005

arada

Arada kalmayalım, hayatımıza kaka yapmayalım...
Yapalım.
Tatlı yiyelim hep,
(yoksa çikolata fabrikasını mı açsam)
sonra bir de öyküler yazalım, şiir okuyalım, film izleyelim, gitarla şarkı söyleyelim, yalnız başına değil birlikte üzülüp ağlayalım, sonra çok değil az da değil güzel şarap içelim, kafamız şımarmaya başlayınca "özel"e dikkatle girerek eğlenelim, değişik yerleri gezelim, sahilleri, tepeleri, vadileri, ormanları, sokakları (da olur) gezelim, muappet edelim hep ve herzaman, yeni insanları tanıyalım, onlara da "özel"lerimizden yer ayıralım, küçük çocukların oyanadıkları yerlere gidip onları izleyelim, fakir sokak çocuklarıyla konuşalım onlara küçük de olsa şimdilik bişiler alalım, işimiz olmasa bile vapura binip martılara simit atalım, Ada'larda bisiklete binelim, manastırlara yaklaşıp - "neden" diye düşünelim, sonra aşağıya doğru gene sahile inelim, akşam olsun deniz kenarında yatalım, yıldızlara bakalım, yakamoz yakalım, aralarımızdan biriler "eş"leşmeye başlayınca onlara yardımcı olalım, sonra biz de "eş"leşelim, sonra (daha seyrek olsa da - hayat gereği) "eş-eş" olarak yaptıklarııza devam edelim, hep ve herzaman...O An'a dek. Bu An'a dek. Dün-Bugün-Yarın. Dün Gece ise ve Yarın Gündüz ise Bugün'ün Sabah mı Akşam mı konusunda karar ver!!! Ona göre Bize gel! Ona göre Biz sana gelelim! Ona göre "eş"leş! Ona göre "eş"leşelim.
...........
Gene arada kaldım galiba...
Ama pozitif ışıklarım geliyor sanırım
Siz bana bakmayın
Ben size baksam olmaz mı?

Thursday, May 26, 2005

tabula rasa

sabah sabah hah hah

Dün B.'le bilgisayar oyunu oynadık. Oyun çok obscure idi. Hiç oynamazdım önceden, pc oyunları bana "ters" gelirdi, ancak dün ne olduysa - saat 21:35 iken birden saat 00:45 oldu...ve sardı...şimdi iş yerimde görevlerimle boğuşurken acaba o kapıyı nasıl açabilirdik diye aklımdan geçiyor. 3'te yattım. Rüyamda "unconscious"larımla sevişirken o oyun devam etti. Yavaş ol...burada dikkat et...bunu bir daha düşün...Freud amcanın öğretilerini de anımsa...tamam şimdi ulaş!...
Gene geç kalktım ve dişlerimi fırçalamadan asansöre bindim. "The Dreamers"ten sahneler aklımdan geçti nedense... Aşağıya doğru inen asansör...
Nereye?
Tabii ki, "sabah sabah hah hah"lara doğru...
Önce koşmaya başladım, işe geç kalıyordum... Sonra oyun aklıma geldi. Yavaş ol...burada dikkat et...Düşün...
Hımmm, tabii ki: E.'le tesadüfen karşılaşmammak için yolumu değiştirdim...sonra koşmaya devam ettim ancak, (bu sefer) yukarıya doğru çıkarken garip bir sahneyle karşı karşıya geldim:
Arap bir kadın pencereden çıkıp, çocukluğunu hatırlamak amacıyla mı artık bilmirem, yağmur değil de seller akıtmaya başladı. Ehehe, ne alakaysa, kavanozdan aşağıya su döktü benim yaklaştığım caddedeki noktaya doğru...ve işte tam o noktada da bir adam geçiyordu ve adamın aklından da bir şeyler geçmeye başladı galiba, sırılsıklam olduktan sonra zavallıcağız... Adam Adana'lıydı, tır şoförüydü ve o görevleriyle boğuşurken kızı hiç evden çıkmazmış, hep pencereden bakıp adana kebap yermiş, Adana'da da o mevsimde yağmur yağmazmış, hep kor güneş yanarmış ve kız kömür gibi o güneşte pişermiş...(annesi gibi)
Ve tabii ki, Adana'daki küçük kızın ve annesinin bütün istediklerini genelde babası yaşarmış... Bu sefer de olduğu gibi...
Devamında "kopmuştum":
"Ay Allahım Yarabim, bu da neeeee!!!!", - diye bağırdı adam.
"Çok özür dilerim, pardon", - dedi şaşırmış kadın titrek sesiyle...(neye şaşırdıysa artık - kendi müstehcen şımarıklığına mı, yoksa bütün olanların Türkiye'nin güney-doğusunda olan şehriyle bağlantısına mı ...)
“Ama hanfendi, şu halime bakın, - kendisini nesne yerine koyan adam, - sadece özür dilemeyle olmaz ki böyle bir şey…” – dediiiii….
Ve ben az kalsa iş hakkında unutup Adana’ya uçak bileti alıyordum…
Ya bu adam çok zekiydi, ya da ben mi fazla Freud okudum, ama bu olaydan bir ders çıkardım galiba:

Eğer bir gün hiç beklenmedik bir yerde ve zamanda, hiç beklenmedik bir şekilde kafanıza seller akarsa, ve selleri akıtanın karşı cinsten birinin olduğunu görürseniz, hemen ama hemen şunu deyin: “Ama efendim sadece özür dilemeyle olmaz ki!...” Acaba ne cevap verir?...

Tuesday, May 24, 2005

I wasn't there...

ben paso taso yaso ve capcara dunia

paso böyle taso

yaso böyle paso :p

I have always been wondering how some-people some-times manage to live alone for a long period of time. And I have always avoided facing my loneliness since I am in Istanbul.
There are short flashbacks of retrospection I experience every day, which only I could call my manifestations of loneliness, suggesting me an idea of possibility to analyze myself - a kind of transference or "interpretation of (my) dreams". Why is it I try to avoid that state of mine? What is there so obscene that I am running from?
Explaining my "neat curtain complex" someone told me this is because of the longing for an order I'm lacking nowadays...
e.g. yesterday: boss comes from UK, something's missing in our communication, again too much cigs've been smoked, home, not my home, I don't have a home, Pilot needs a "baby", or has to be castrated, I have no strength left to fill the void between R., T. and myself, let it last, cooked ocras, then ate, then reading Zizek drinking wine, wine halved, wine've been drunk, I'm fine, smsing, no responses, continuing smsing, a response, N., I've been saved, from what, flashbacks, don't ask yourself, remember "the first rule of fight club is....";), okey, gotcha, go on, went on, late for the last metro train, it is 00:40 am, taxi?, no, walk is better, 2 beers, approaching, came, a dog, a disordered house, I hate disorder but still there was much more "hommy", talk, talk, beers've been drunk, beds, I'd prefer a bed, don't ask yourself, forget, close your eyes, please shut the fuck up, go on, sleep, sleep, sleep, nice, dreaming...................
morning.
my working place...
And I still wonder how some-people some-times manage to live alone for a long period of time.

Saturday, May 21, 2005

wine, beer, cigs, and sex in a city

I walk and walk and walk around...
I drink and drink and drink a lot,
I smoke and smoke and I'm bound
To my libido's tricky stroke.

How lone all we are! It is very sad when people run in circles, as Gary Jules puts it in a song.
Someone's passed by me and I know her
Someone's dressed and I strip off her clothes
Someone looks in my eyes and I try to steer clear of her glare
Someone's lying and I want to change her stance
Oh, how stupid it is! I know...
But we are all a-lone!
How would it be to become A-lone, I wonder?
It needs to be a father...
Really? So, gimme back my mother!!!
I want my toy back! I want to change its stances whenever I want!
I want a toy (with a short skirt and a looooooooooooooooong......jacket!)
I wanna-Toy.

And I wonder who Dean Moriarty really was...

The number of gays, lesbians and (especially here in Turkey) of transvestites increases.
They prefer to stay healthy not drinking or smoking...They prefer to heal-Thy-secret -thoughts!!!
Have a walk on Khreshatik Street in Kiev or on Tverskaia or (Noviy) Arbat in Moscow, then come back to Cumhuriyet or Istiklal Street in Istanbul...
See the difference? Can you discern?
A struggle between tradition and modernism: A man in a woman case. A man trying to get rid of a phallus. They are the real dissidents, they are the indicators of times.
Do they Love?
Perhaps.
But I think they chose to love themselves after noone ever did it to them.
They never had a mother and they were afraid of Father would cut their phalluses. They chose to cut it themselves. Courageous, isn't it?
Now, they feel safer.

An eastern city,
How strange you are!
And what a pity,
For your "Hurrah!"...

Now I just wanna a glass of my favourite Calvet, a fuming cig and a girl with a short skirt and a-lon(eeeeeeeeeeeeeeee)g... jacket!

Monday, May 16, 2005

KIYAMET

2005 YILINDA YAŞIYORUZ - FARKINDA MISINIZ?
LANET OLASI INTERNET, HIZ, AÇIKLIK, ÖZGÜRLÜK, PARA, ARZU V.S... ONUN YÜZÜNDEN KORKU, HASTALIK, KUSMA, GÜVENSİZLİK...
HELL AIN'T SO BAD IS IT?





Thursday, May 12, 2005

thus I became an actor myself... :(

How To Disappear Completely

There is a song by Thom York called "how to disappear completely" and it is now after this "question", if you want, took an imperative character for me I become aware of the song's meaning, if any there is.
Nowadays I became nothing else than a stupid director, no better than all my stupid actors with their little minds concentrated on getting high and nothing else. Stupid because I ignored the question of "For whose sake all the scenes are being decorated?" Stupid because I chose wrong actors, and stupid because I allowed my libido to be centered on them.
I should have made a better casting...It was not supposed to be a porno film!!!
And now, after all, I need to disappear completely.
I have to take all necessary parts, elements and steps in a way of incarnation into something more comfortable.
No easy, is it? But I don't think a dog can live as a cat...
However the main point to make is that if you think you love your actors it doesn't mean they love you too, until you play with them... But beware! When only you are engaged in play with them you're no longer who you supposed to be!
Stupid director and clot lover!

Wednesday, May 04, 2005

mediate!!!

Başladığım yere dönüyorum - raylara basmaya...
Ortala!
Neden ki?
"Why Jews?" sorusu aklıma geliyor.
Şu bombalanan sinagogun girişi artık değişmiş ve sola baktığımda penceremden görünüyor.
Mosad'ın web-sitesine girdim dün... Hitler'in Mein Kampf'ın Avrupa'da yayınlanması yasak ve Almanya'da o kitabın bulunması bile suç olduğunu öğrendim. Türkiye'de ise Mein Kampf ve Protocols of Zion bestseller listesinde.
Geçen ay Almanya'da Vakit gazetesi Hitler'in yaptığı politikalarını "desteklediği" için yasaklanmış...
Bir de Küçük ile Büyük arasındaki tartışma: Büyük Küçük'ün yazdığı kitabın yasaklanmasını istiyor, dava bile açmış...
"Bize ne!" derseniz - haklı olabilirsiniz...ama birşeyler gözümüzün önünden kaçıyor gibi geliyor bana gene de...
"Ne?" derseniz - haklı olabilirsiniz...ve ben de raylara basıyordum...zıııııııt! flashback!
Ortala!
Neden ki?
Akbaba olmasın diye! İyi benzetme.
Artık her sabah ve akşam kulağımda müzük varken geçiyorum Caddeden, o yüzden raylara basamıyorum - ben farkına varmadan arkadan ezer diye korkuyorum. Herkes gibi sağı ya da solu tercih ediyorum artık - daha güvenli...(kulağımda müzik varken)
Ama bence gene de Ortala! Önden gelirse - görürsün, arkadan gelirse - duyarsın. O an sağa ya da sola saparsın "anlığa" - zevkli de olur böylece - sonra o geçince gene Ortala - raylara basabasa!
Evlilik de böyle birşey galiba... Kolay değil sanırım...
Hitler ve Eva'sı, Küçük ve karısı, Büyük ve türbanlısı, Vakit gazetesi ve hocaları ve sayın Mein Kampf hayranları, akbaba olmasıııın!!!

Wednesday, April 27, 2005

no ordinary love during ordinary day

Çalışıyorum artık haftada 6 gün.
İstediğim gibi birazcık kilo da aldım.
İstediğim gibi (beğenmediğim olsa da) eve çıktım.
Değişik sıvıları tüketmeyi seven biri olmaktan çıkıp, istediğim gibi, katılara yöneldim.
Bir sürü yeni şeylere merakım gene arttı.
Adobe Premiere yükledim. Artık yeveş-yeveş öğrenmeye başlayacağım. Önce Nikon fotoğraf makinası, sonra da kamera alacağım... Sonra hepinizi çekeceğim! Kaçamazsınız! :P
"İddaa" da bana karşı çok iddialıymış, fakat tutturacağım, bir gün o da bana güvenir!
"No ordinary love" şarkısı da güzel, diğer şarkılar da...
Dün Nurdan'ın doğum günü "sade" ve güzeldi - T. gül buketi aldı, ben ise Sarı Casablanca... Rekabet! ;) :P
Şarap içtik, S.'nın yaptığı Tiramisu yedik, bisürü sigara içtik, müzik dinledik, sonra S.'le Nurdiş "yaba-daba-du" dansını yaptılar - çok eğlenceliydi - onları kameraya çektim (kaçamadılar işte;)). Sonra T.'ye gittim, saat gece 3'e kadar çalıştık - Moskova'ya "saldırdık"...bakalım ne olacak... Ki, herşey süpper olacak, eminim: biz de yakında İzlanda'nın devlet başkanıyla aynı havuzda yüzüp Bjork ablayla tanışacağız!
Şimdiyse, iş yerimdeyim, "Lemon Tree" şarkısı çalmaya başladı, ehehe, ne güzel sözleri, tam bana göre şimdi galibaaa, hahahah, iyi oldu!
"I'm turning my head up and down.......blablabla"
Neyse, şimdi patron gelecek and I don't want to sit on the lemon-tree...

Monday, April 25, 2005

my metonymy

"A true act is not a repetition..."

"It's not just that proofs wear out the truth, they kill it..."

-Beni seviyor musun?
-Tabii ki!
-Ama "seni seviyorum" hiç demezsin bana...
-Zaten biliyorsun ki seni sevdiğimi!
-...
-Seni seviyorum!
-...
- Sana karşı duyduğum sevgiyi iki hassas sözcükle ifade edilmesini istemem de aslında...
-Nasıl yani?
-Kuşku...
-Ne kuşkusu, ne demek istiyorsun?
-Neden soruyorsun?
-Ne neden be! Hep böyle yapıyorsun...
-Seni sevdiğim için.
-...
-Beni seviyor musun?
-...
-...

"As the agent of one part here is knowledge, the key word is control, the other must never be the Other, never be the occasion of anxious doubt."

Neyse ki, sonra evlenmişler, bir kız bir erkek çocukları olmuş, şimdi de gayet mutlular...
:P:P:P:P:P:P:P:P:P

Thursday, April 21, 2005


Someone's watching?


Someone's missing?

Nurdan ablama (ve bütün kime uyarsa) benden Şarkı


Am(La minor!!!) C
Bu kız gelir evine, üzülür,
G Am
“O kadar olur” der, içer.
Meğer ki sadece süzülür,
Çünkü yeniden doğmak ister


Nakarat:
G Am
Dur, kızım, dur.
Yarın olacak.
Yarın bizi duyacak.
Bizi... Dur!

Cumartesi sabahları yağmur.
Kış sonsuza dek bu şehirde.
Gel, kızım, gel – hadi, vur,
Vur geçmişlere – geçmişimize!

Nakarat:
Vur, kızım, vur.
Yarın olacak.
Yarın bizi duyacak.
Bizi... Vur!

Köyün dağlarını okşa ve yaşa.
Güneşini al eline, konuş onunla.
Geçmişte boğulur o eski kargaşa.
Sen ve o – güneşin elinde sonunda!

Nakarat:
Gül, kızım, gül.
Böyle hep olacak.
O seni duyuyor.
Seni! Hadi, gül!!!

Dün o kadar değişik, o kadar tatlı, o kadar seksi, o kadar uçurtucu, o kadar s(.)o(.)s(.)lu bir çorbik dinledim ki!
Dün o kadar ılık, o kadar sek, o kadar sakin, o kadar dolu sözcüklerde yüzdüm ki!
Dün ok'a dar gelen hedef vuruldu ki! 10 puan! Elmaya ısırık vermek gibi galiba-ba-ba-dağlarda!
Dün 6550 ft.'ten uçtuktan sonra göğsüme madalya taktılar bile!
Dün bugünlere "cebimdeki taş" olarak geçebiliyorsa, dünlü bugünleri boyamak - yarınlara baştan iz bırakmak gibi bir şeye de benzeyebilir galiba-ba-ba-lalayka!
Dünlere sağ olsun! Bugünler boyalı! Nice yarınlara!
S.O.S.

Wednesday, April 20, 2005

Bugün akşam kendimi çok iyi ve mutlu hissediyorum!
"Cebimizde yalnızlık" olsa da - Ce-eeee-(b)-İ(ki)MİZ-de i(yi)kimiziz ve mutluyuz! :P
:) :) :)

Tuesday, April 19, 2005

Bir kız aşırı sevmekten bayılmış,
O da hemen yanına koştu.
Kolay değildi - ki, yakalamış,
Meğer ki salon bomboştu!

Gözler, kaşlar ve saçlar - önünde,
Oysa ki kendini birden aşmış.
Ağlıyordu geceleri önceden: "nafile",
Şimdiyse keskin bir iğne batmış.

Bir kız taşkın acıyı hissetmiş,
Diğeri ise içgüdüyü tarttı.
Kolay değildi - ki, artık geçmiş,
Geçmişte kaldı... Eter gene arttı...

Monday, April 18, 2005


...him...and gunsandloveandloveorisitloveorwhatisit?
orbonnyorclaydeorwhoarethey?:P


a girl and...

Thursday, April 14, 2005

Does it mean that 'I' desire that the other desires 'me', that 'I' desire to be the object of the other's desire?

Eheh, giddy isn't it?

4/01/2005 by S.O.S.

Tavana uzanmak istemez miydin?
Böylece daha cesur olunur.
Aynadan çıkmaktan üşenmez miydin?
Ki, öyle daha iyi ovunur.

Bir melodi duymak istiyordun ve
Aynalar da param parça oldu.
Bir Kadınla karşılaştın gene de,
Sen değil işte, o seni buldu.

Tavandan inmek istemiyor musun?
Aynalar dahi mi hiç kalmamış?
Sesimi hala da duyuyor musun?
Sen değil! O seni kandırmış!!!

Wednesday, April 13, 2005

I smoke too much...
But through this grey smoke I see the world as it is.

(Too busy to share anything other than this at the moment.)

Saturday, April 09, 2005

bir çocuk demiş ki:
"Daddy was born in Manchester, Mummy in Bristol, and I in London: strange that the three of us should have met!"

Bunu çok yapıyorum.
Ben çocuk muyum?...

Sylvia Plath wrote:

"...every woman adores a Fascist."

Hmmmm?
I would add "but loves a Priest."


00:15 AM


münzevi


arkadaşımın garip duvarı

Friday, April 08, 2005

shameless me

One month before it was of a kind I have never felt before. I was void when met both of them in that city. To each other – they were too (cold as this winter).
There is a difference between the ways a man and a woman feel when charmed by each other. The one has to fill with other to be filled. Like engineers call connectors by “male” and “female”. And it is so much sexual on the level of “vibrations” only, that it is to think one more time of what ‘material’ really is, before you step on the ground again.
We (only two of us) were silent and void as perhaps never before. He (unnecessary other) was filling both of us with voices. I accepted the “feminine” in myself with no strength to fight – sank in humility and resignation. It was a role-playing for Him while all my being was for Her – her who could never be mine. I was sad about noticing with every passing moment how unhappy She was unfilled. A fear absorbed me when I realized how it is to be imprisoned on the level of devotion which always “lacks”. Although I wanted to show my masculine side, we played the lesbians with her. And still we were silent as never before…
Her Father astonished me. I have never had a Father in my life, but hers was the best Father I’ve ever seen. Her Father was an artist and a poet, “Her” Father and “My”, and the Father’s was also a feminine side. We talked and talked with her Father, Her listening and Him trying to interrupt. Her Mother was sick, and the only thing Mother uttered for me was “very nice to meet you”…
Then We had to say goodbye to each other. I left the House with Him. He knew everything but He will Never…

Wish I had taken a photo of Her...
Does not the same happen time and time again to everyone?

İş yerimde çok iyi bir amca var - işte tek anlaştığım o herhalde.
Bugün gelip bana seslendi:
-Düşünceli adaaaaaam! ehehehe! Çok düşünüyorsun, çoook!

Ne yapayım ben de...
iyi ki yeni bir sıfata sahip olduk :P

Tuesday, April 05, 2005


he is ahead,
she is alone...


lyuda!
bizim krupiyemiz...


ben.


tolik!
canım kardeşim...


salonumun duvarı!
sevgili evimde ruhlar yaşıyor... cidden.
senelerce sevdiğimiz açılmamış deve dikeni de orada (İskoçyanın amblemi) onları sakinleştiriyor....


annem!
ve arkada - uzanan elim...
ilginç olan da: biz bu resime bakmıyoruz, bu resim bize bakıyor ;)

Saturday, April 02, 2005

3 saniye

"biri"siz yaşanmaz gibi bişey yok...

Aşkın sa zaten hafızası yok...

hepsi bu.

Friday, March 25, 2005

Iyi ki dogdun Sunny!

Thursday, March 24, 2005

Here in home
I feel alone and lost
Feel no sense of safety
Can there ever be any guarantees in life?
Tell me
Oh tell me

Wednesday, March 23, 2005

Gecen gun disari ciktim...
kabugumdan
(((sessizce;)))
once emin degildim, "ne icin?", "kime ne?" tarz seyler donmez mi kafamda
midemde garip seyler bile hissetmez miyim
ama "ciktim"...
dudagim patladi gerci - patlattilar yani, ama olsun! patlatmazsalardi coktan ciktigimi hatirlayamazdim
nasil oldu soyleyim mi?
delice!
1968lere benzer bisi
evlenmek gibi ya da
cocuk yapmaya karar vermek gibi
evi terketmek
seni seviyorum soylemek
siir yazmak
sarki yapmak
ucmak
dusmek (dudagi patlatmak)
ve kalkip gulumseyerek yola devam etmek gibi!
"Fakat!........" - dersen, bilemem. Ben 2 ay once su "fakat"lardan dolayi nerede oldugumu ve ne yaptigimi bile hatirlayamiyorum, gercekten.
Sunu bil ki, kendini sevdirebiliyorsan (bilincsizce) ve otekileri "cikartabiliyorsan" sen...........
kendin coktan cikmisin demek!
Bu kadar(cik)
YALNIZLIK PAYLASILIR!
bence

Thursday, March 17, 2005

Burada soguk var
Fazla kimse yok sokaklarda
Burada daha sakin
Ormanda yurumek, tertemiz gece gok yuzundeki yildizlara bakmak da var
Bugun arabaya atlayip gezdik cocuklugumdaki "bolgeleri", hic ozlemedim ama nedense - burada bir sey yok artik herhalde...
Bazi seyler var - evet
Ama bazi seyler de yok artik - evet2
Artik BUYU(duk) (ve biseyler) ISTIYORUZ herhalde
Olmayan oysa
Olana razi olurduk yoksa
Olana razi olmak buyu(mek) ise, olmayanin pesinde kosmak mi ayin diger yuzu????
Hmmmm, bilemem simdilik....
Kabul etmek istemeyenler icin - Yola cikin yoldaslar diyebilir miyiz?
Nereye?
Buyu(me)ye dogru iste! ehehehe, antagonizmalar da varmis bize ne... Yola cikacak miyiz, kalacak miyiz? En cok onu dusunmek de varmis...
Vanilyali Coca-Cola ictiniz mi hic? Burda varmis mesela...
Ama ben cola sevmem zaten...
Gercekten Sevdigin seyler hep yanindaysa (ve onlari yaninda tutabiliyorsan) BUYU(mek) Odur bence!
Ama kim Gercekten Sevmis ki? Ben bile................

((((Hala anal'dan oral'a, oral'dan jenital'a gecislerindeyiz! Isin komik tarafiyse - jenital'dan sonra geri anal'a donmemiz hep.......{Soz konusu olan sex degil tabii buarada}
Sexe gelince de - orgazm olma kilavuzu yayinlamak da varmis herhalde yakinda...))))

Her neyse,
O yuzden, sevdigin seylerin/birilerin yanina dogru, onlari aramaya, bulmaya, ve onlara sevginle kaplamaya dogru! Ehehe, Tolstoyca oldu bayagi degil mi?;) Cikolata beyaz dondurmayi kapladigi gibi olsun, yan yana...BUYU(mus) DONDURMASIna dogru...Yani Yola!
Yoldadegilsen, cikolatanin yerinde misin degil misin, ya da cikolata seni kapliyor mu, ya da bos verin, gitsin....Gene de 1 hafta sonra yolda olucaim, once hakiki yol (4 gunluk tren yolculugu), sonra BUYU(me) YOLuna cikmak da varmis...
Yasli Dean Moriarty'yle yaslanmamis Ben muappet edecekler yakinda. Kim kimi?
Iste bu kadar - var...
"Yazmak" yerine bir gun "Yansi(t)mak" gececek muhakkak!
Ve beni goremezler/okuyamazlar artik
Gorunmez olmayi isteyeceksem
Simdilik istedim, ve Yola cikiyorum (Babamin hayatimda hic olmamasi umarim engel olmaz bana), umarim, umarim
Bulutlar Dagilsin Simdi!!!
Gorusmek uzere!



Tuesday, March 15, 2005

The Secret of Green

Her eyes are green 'cause she eats so much vegetables,
Her soul is a blend of constants and variables,
Her magic, it seems, will reveal all the secrets
Of neverending story about slow insects.
Where everything's there, and no plenty of something,
Where hitching for them bears a feature of hiking,
Where meaning of eating the fruit they once borrow
Should no way incline to a joy or a sorrow.
The former looks obscure, the later's no bright,
But hitchhiking a leaf is a weighing each side
While moving from one to another of pickets...
HEY STOP! AIN'T YOU NOW REVEALING HER SECRETS?!...

Monday, March 14, 2005

Bikac gundur yoldaydim, ve kader geregi biri/bisi elime dusup aslinda bikac aydir yolda oldugumu fisildadi...yoldaydi o an - fisildama ani - yolda olduumu farketme ani, raydan kayma ani - turkcemi kaydirma geregi -, algilama.....ehehehe!
Sadece tatildeyim ben simdi - o kadar basit!;) -, koca 2 haftalik tatil, "pisscall", mola, koma, holllaaaa!
Bir de biraz uyku ve cok uykuuuuu!
Soora raylara oturma vakti ve geri donme, dondurme - dizzying around and all that staff as I'm a member of it....:p...booooooooooo:D
Neyse bu noktada da - pisscall!!!!!
P.S: Nerdesin Firuze?

Friday, March 04, 2005

bir yarismada birinciligi iki kisi almali bence...
yani pastayi kazanan ikisiydi ;)
cunku yarismaya katilan baska kimse yoktu...
yarisma bile degildi o....:P

Monday, February 28, 2005

Bügün Ihlamur Kasrı'na gittim.
Orada aslanın ağzından su fışkırıyordu. Benim ağzımdaysa duman tütüyordu.
M.'yu gördüm sanki bir de, ama emin değilim. Hayatım çok garipleşti, hakikaten...
Kaç tane Sergey'i yaşadım şuana kadar?
Bilemiyorum, ama Twin Peaks aklıma geldi...hani iki kız koltukta yatıp konuşuyorlar...Sen hangisini seçerdin: hızlanmak mı, yavaşlanmak mı?...
Ben ise hep oscillating...
bu kadar.

Saturday, February 26, 2005

Disappear

Just because
You call my name
I cannot hear
It's not the same
You close your eyes
And knock me back
All the things that I had to have
And now you choose the thorny cave
I can't believe what I had to say
All the things you never say
I'll never be what you want me to be
Now I can't disappear
Close your eyes and look at me
I can't believe what I cannot see
Everything is like you say
Change your mind and you'll have to forgive
And I can't disappear
Now I can't
Now I can't
These words tell me something
I cannot clearly see...
Here comes only one thing:
Perhaps it has to mean thee...

not yet decided

a fear to lose is a disposition to attach
but why fear latter???????????????
if there is a former...

"Trip de Trans" or Hitching to my Objet Trouvé

Dün Tribe girdim.
İlk önce pencerelere doğru yöneldim, sonra kadehe...
Belli bir süre için tripten çıkmamaya karar verdim, daldım...
"Oğlum, sen tribe mi girdin?", - duydum yan masalardan birinden.
Cevap veremedim... Zaten de kimse bana seslenmiyordu, ben de kimsenin seslenmesini istemiyordum zateN.
Uzattıkça uzatıyordum..., yudumluyordum..."yudumlar bitince ne olcak", - diye düşünüyordum.
Tripten çıkmak istemiyordum...
Soora sigara yaktım.
"Oğlum, sen tribe mi girdin?"... Bu sefer "Bana 'oğlum' deme!", - diye bir yanıt verdim...
Ve geri döndüm..., yudumları bitirmeye...,
...gerçek ama acı...
Ya hiç girmeyecektim ya da....
Son yudum kaldığında................ ................. ...... ..........di ve......yudumladım.

Tripten çıkma zamanı!
Çıktım.....

5 dk. sürmeden Arka Tribe girdim....Hani Ay'ın arka yüzünü merak edenler için - Arka Trip!
Ancak, "The first rule of Arka Trip is not to talk about Arka Trip!"
Fakat şunu söyleyebilirim ki: Arka Tripte yudumlamak daha da heyecanlıydı, orada bir şey vardı sanki, .....leylak renginde birşey.....hatırlayamıyorum şimdi.

Arka Tripten de, bugün sabah işe giderken, çıktım. Güzel hafif yağmurlu bir hava nefes almayı rahatlatıyor, vapurla Karaköy'e geçerken şu siyah "leylek"ler durdukları yerde duruyorlar dalgakıranda (ne manyaklar bunlar), vapur iskeleye yanaştığında insanlar bir yerlere koşu veriyorlar, ben de....altgeçite kadar....soora hani filmlerde olduğu gibi iki ayak yukarıya, popo aşağıya.......
bu sefer "muz kabuğu" tribine geçtim....
bayağı da uzun sürdü popomun merdivenleri sayması...1,2,3,4,5,6 ya kadar geldim.
Dört yoldaş aynı anda beni tutmaya çalıştılar....Sağolun sizlere! "Aman, aman.", - sesleriniz beni silkeledi... Biraz acıdı, ama gerçekti de aynı zamanda :P
(((Slavoj Zizek "acı çekme" kültürü ve özellikle jiletçiler hakkında ilginç bir yorum ileri sürmüştü: acı çekerek onlar Gerçekliği (Reality) yaşıyorlar Gerçek'ten (Real) uzun zamandır çıkamadıkları için...)))
Yürü be Slavoj amca! Ben de düştüğümde ve kolum-bacağım-popom acıdığında evvelki günden çıkamadığım tripten çıktım bu sefer....
........................
Ama inanılmazdı herşey.......orada!;)
ve......Sonraki sefere!

Thursday, February 24, 2005

Limonlu Kahve, Tiramisu ve bir sürü kedi...(Bir İş Yemeği Hatırası)

Rusya'dan N. geldi.
Bir iş kadını bekliyordum, halbuki gencecik narin bir kız çıktı karşıma Boğaz manzaralı Beşinci Kat'ta. İş konuşacaktık... Konuştuk da sayılır..., ama ben Tiramisu istediğimde o da aynısından istedi...T. ve T. Browniecilerdi o akşam.
Limonlu Kahve - neden kahveme limon dilimi istediğimde herkes bana salak salak bakar, ya da "sen farklı olmak için mi limonlu kahve içiyon" gibi salak sorular soruyorlar?
Evet farklı olmak için! N'oooooldu?
Ve belki de bu damak zevkimin farklılığı izler bile bırakabilir hatıralarımda...
Kahve - işse,
İçine düşmüş limon dilimi - işin içine bulaşmış "çarpışmalar" da olabilirdi mesela...
Neyse ki, Kız Kulesi'nin bitmemiş hikayesi, "sintepon" ve trikotaj hakkında bilgiler, Rus kızların artık Türkiye'nin güneyine gitme korkuları, Moskova'da bugün hava -12 olduğu, İspanya'da balık yemekleri, bir de karşımda zarif Yasemin Alkaya Hanım'ın - kedi gibi - bakışları ve her zamanki gibi göze batan decolleté'si. Ha, bir de bir sürü kedi.
Sonra Ortaköy, boğucu sıcaklık, bir kadeh bira...havalimanı, ve soora yatak....(msn'e bakmayı unutmadan:)))
Uyku biraz uyku.
Geç kaldım iş yerime ama sonraki gün.
Olsun.

Wednesday, February 23, 2005

Unreflected

Once it's life's fortunate
Isn't this so
The unreflected feeling
Of a shortened final soul
The life that cuts the cold
Now is in your past
In our memories
We don't have much to say
We don't have much to say
We don't have much
Follow anybody
Is that what you do
Maybe it transfits
Done something else with you
Now we know what we'll be in the past
Another story
Another life that's left
Another life that's left

E. called me today.
(God give her strength)

Tuesday, February 22, 2005

i can't remember when it was good
moments of happiness elude
maybe i just misunderstood...

making the same mistakes again
making the same mistakes again...

objet trouvé

Now suddenly it becomes harder and harder to move...
You just sit there and "be". They are talking to you and you are looking at them.
No word, just "be".
It is very unusual for you to "be" this way, but you begin to notice that even at some moments of this state you feel a kind of orgasm, when you are able to hear their story and follow your own at the same time. It lasts for hours.
Lost elation... then Objet Trouvé.
You don't want to lose "it" though it seems to be void. It only seems...seems....
"It" is valuable indeed!

"Don't look at Theo! Isabelle, you don't have to take his permission." ......

Why is there something as "regret"?

"Ask yourself, why?"

Yes, you're squeezed...unfortunately... and it is harder and harder to move.
But do not forget you have found Objet Trouvé!!!
Just move!
Little by little!